6 Kasım 2013 Çarşamba

#LoveRedSoles

Ayakkabılara bayılırım.
Kırmızı tabanlı bir ayakkabı içinse türlü entrikalar çevirebilirim.


Ahh Christian ahh! Kırmızı tabanlı mükemmel Louboutin'lerinle, biz sıradan ölümlülerin aklını başından almak da neyin nesi! Şeytana pabucunu ters giydirmeyi bırak, kırmızı tabanlı giydirirsin sen! Sihirbaz ve hokkabaz karışımı, şeytan tüyüne sahip ender insanlardan...
Yani tam benlik:) En sevdiğim, en sempatik tasarımcılardan da birisi.


İşte bu sevgili tasarımcımız için ayakkabıların satıldığı bir mağaza yeterli olmuyor ve bu mağazaların içinde ayakkabı salonlarının da yer almasını istiyor ve kolları sıvayıp çalışmaya başlıyorlar. Ve bu planlar dahilinde Saks Fifth Avenue, New York mağazasında Christian Louboutin’in ABD’deki ilk mağaza içi ayakkabı salonunun yer alacağını açıklıyor.

Bunu kutlamak için de Louboutin’in Paris’ten New York'a gelişini anlatan güzel, eğlenceli bir kısa film hazırlanıyor. Filmde, Louboutin, yaratıcılığı ve her zamanki sempatikliği ön planda.
Louboutin rüzgarının tüm dünyayı kasıp kavurduğu kırmızı ayak izleriyle gözler önüne seriliyor.
Müzik ise bir harika! Bu ritmi duyup da ayağa kalkıp dans etmemek mümkün değil.




"It's a dream" olarak başlayan Louboutin efsanesi," it's not just a dream" olarak tüm hızıyla devam ediyor.
Christian Louboutin, tam zamanlı çalışan bir rüya işçisi!
Kendi rüyalarını gerçekleştirirken, bizlerin hayallerini süslemeyi de ihmal etmiyor.

Seni de kırmızı tabanlı ayakkabılarını da çok sevdik Christian!
Cover Babe'den Christian Louboutin'e... En içten sevgilerimle...
Xx!

P.S. I Love Red Soles

Grace Kelly: Altın Kalpli Masal Prensesi

Grace Kelly...
Biz hep peri masalları okuduk kitaplardan; ama Grace Kelly bir peri masalını yaşadı.Hollywood'un en güzel, en başarılı aktrislerinden biri o zamanlar Grace Kelly...
Garry Cooper ile birlikte rol aldığı High Noon(1952) filmiyle Hollywood'daki en parlak yıldızlardan birine dönüşüveriyor.


Yediden yetmişe herkes ona hayran. Zarifliği, kibarlığı, alçakgönüllülüğü ve tabii güzelliğiyle, onu gören, tanıyan herkesin başını döndürüyor.
Ve oyunculuk kariyerinde çok büyük işlere imza attığı zamanlarda Grace Kelly'miz, Monako Prensi III. Rainier ile dillere destan bir aşk yaşamaya başlıyor. 

Ve günün birinde hayatının en büyük ikilemine düşüyor:
Aşk mı yoksa kariyer mi?
Grace, aşkı seçiyor ve çok sevdiği oyunculuk kariyerine böylelikle son noktayı koymuş oluyor.
Ve karşımızda tüm güzelliği ve mükemmelliğiyle, Monako Prensesi Grace!
Unutulmaz bir hikaye...Dramatik bir son...


Rainier III de Monaco(Monaco Prensi III. Rainier) ve Grace Kelly, yüzyılın düğünü olarak nitelendirilen ihtişamlı bir düğünle evleniyor ve Hollywood'un Grace Kelly'si, resmi olarak mükemmel bir prenses olma yolundaki ilk ve en önemli adımını atıyor.

Peri masalı tüm hızıyla devam ederken, kahramanlarımız tıpkı gerçek masallardaki karakterler gibi birçok zorluk ve engelle karşılaşıyor. Fransa ile Monako arasında patlak veren politik krizler krallığı içten içe yıpratmaya başlıyor. 

Sonrasında ise biraz gözyaşı, biraz hüzün, bolca mutluluk, kahkaha...

Hollywood, Grace Kelly'i unutmuyor ve onun hikayesini beyaz perdeye taşıyor.
Filmimizin yönetmenliğini La vie en rose filmiyle büyük sükse yapan Olivier Dahan üstlenirken senaryoda Arash Amel imzası göze çarpıyor. Başrollerde Nicole Kidman ve Tim Roth ikilisi yer alıyor.
"Anlayışlı ve iyi kalpli bir insan olarak anılmak isterim."
Grace Kelly

Altın kalpli masal prensesine ithafen,
Sonsuz Sevgilerimle, CB.

Biraz gözlerimiz mi kamaştı ne?

Chanel No.5 efsanevi parfümün yeni yüzü, aslında bir nevi eski yüzü!
Tüm zamanların unutulmaz kadınlarından biri olan Marilyn Monroe, bu sezon fazlaca göz önünden olacak No.5 ile birlikte.

Bir röportaj esnasında, "Yatakta ne giyiyorsunuz?" sorusuna "Sadece Chanel No.5!" cevabını veren Marilyn Monroe, Chanel'in yeni No.5 tanıtım kampanyasının yüzü oldu.

Her röportajında oldukça cesur itiraflarda bulunan Monroe, zamanında bu röportajıyla yine bir hayli ilgi odağı oldu."Sadece Chanel No.5!" cevabını verdikten sonra bir an durup, "Ama ne yapabilirim bu gerçeğin ta kendisi!" diyor ve o unutulmaz kahkahalarından birini atıyor.
Böylelikle Chanel No.5 ve Marilyn Monroe unutulmaz bir ikili oluveriyor.

Coco, "Benim parfümümün bir adı olmayacak. Sadece numarası olacak, şişesi de sade bir cam olmalı ki parfüm öne çıkmalı." diyor ve kokusuyla insanları cezbeden bir parfüm ortaya çıkıyor. Parfümün adı yok. Numarası ise "5" rakamı. Bu rakam Coco Chanel'in uğurlu sayısıdır ve bu nedenle de parfümüne bu adı verdiğini düşünüyorum ben.

Coco Chanel'in "kadın gibi kokan bir kadın parfümü" yaratmak gayesiyle ortaya çıkan No.5, tüm zamanların en büyük buluşlarından biri olarak anıldı ve anılmaya da devam ediyor.Bu iki efsanevi kadının-Coco ve Marilyn-yer aldığı tanıtım kampanyası gelecek ay(aralık), tüm dünyaya hükmetmeye hazırlanıyor.

Biraz gözlerimiz mi kamaştı ne?

Çok sevgiler, CB
Xx!

5 Kasım 2013 Salı

21. yüzyılın ilhamı: Kleopatra

Hazin sonuna rağmen Kleopatra, tarihin tozlu sayfalarında parıldayan isimlerden bir tanesi.
Uğruna kitaplar yazıldı, diziler, filmler çekildi. Tarihteki en güçlü kadınlardan biri ilan edildi.

Dikkat çekmeyi seven Kraliçe Kleopatra, daha renkli ve göz alıcı görünmesi için dudaklarını kırmızıya boyarmış. O zamandan bu zamana yüzyıllar geçmiş, her şey değişmiş.
Değişmeyen ender şeylerden birisi, kadınların hala göz alıcı görünmek istemesi ve bunun için de kırmızı ruj sürmesi.

Kleopatra'yla başlamış olan ruj merakı yavaş yavaş dünyanın dört bir yanındaki kadınları da etkisi altına almaya başladı ve 16. yüzyılda İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ve onun yakın çevresindeki bayanlar tarafından kullanılması ile popülerlik kazandı.
Ama ne popülerlik!
Şimdi bile yanımızda ancak tek bir rujun sığabileceği çantalar taşımamızın nedeni genetik bence. Hepimizin DNA sarmalına kodlanmış resmen.

DNA'mıza adeta kazınmış olan bir gerçeği nasıl inkar edebiliriz ki?
Hem zaten inkar etmek isteyen kim?

Bizler SRS(Sevgili Ruj Severler), çıkıp yeni birkaç makyaj malzemesi alalım dedik.
Soluğu rujların yanında aldık öncelikle ve de 3 tanecik ruj aldık kendimize.
Hepsi de birbirinden güzel. L'oréal ve Max Factor'den aldık bu kez.

Max Factor demişken, bu dahiyane marka 1930 yılında dudak parlatıcısını keşfederek hayatımıza inanılmaz bir ışıltı katmıştır, bu önemli ayrıntıyı söylemeden geçmek olmaz.
Hani önemli olan ruh güzelliği derler ya... Doğrudur, çok önemlidir, sonuna kadar katılıyorum.
Ama ruh güzelliği önemli diye ortalıkta ruh gibi dolaşmanın manası yok.
Ruhumuz görünüşümüzden ilham alsın biraz da!
Çok sevgiler, CB
Xx!

4 Kasım 2013 Pazartesi

Sevgili günlük...


Sevgili günlük,
Bugün uyandım.
Kahvaltımı yaptım.
Kitap okudum. Dizi izledim.
Komplo teorileri ürettim.
Yanında da çay içtim.
İki şekerli.

Çok sevgiler, CB

1 Kasım 2013 Cuma

Algoritma!

Seçimler, seçilenler, seçilmeyenler, onu seçsem daha mı iyi olurdu...
İşte hayatımız böyle kararsızlıklarla dolu.
Neden her zaman tek bir seçeneğimiz var ki?
Neden aynı anda iki seçenek de birbirini tamamlayarak

bir bütün olarak çıkmazlar ki karşımıza? İlginçtir ki şimdiye kadar pek öyle bir olay başıma gelmedi.

Her zaman ayrı yollara çıkan iki farklı seçenek. İkisinin de seni nerelere götüreceği belli değil. Dahası bir yere götürüp götürmeyeceği de belli değil. Her an her şey olabilir, sonsuza kadar dengede de durabilir.
Siz yüzlerce binlerce hayalin planlamaya uğraşırsınız. Ama bir de bakmışsınız, o planların hepsi suya düşmüş.
Ve tüm çabalara rağmen kurtarılamamış.

Boşuna dememişler, 'insanlar plan yapar, Tanrı gülermiş' diye.
Sanırım bazen çok komik oluyoruz. Çok fazla istiyoruz, her şeyin en çoğunu, en fazlasını, en iyisini, en en en...
Sonra bir de bakmışız elimizde kalan koca bir hiç.



Tercih meselesi derler ya. Gerçekten tercih meselesi mi?
Tercih meselesiyse neden kötü tercihleri yapıyoruz?
Neden o sonu mutlu olan seçeneği bir türlü bulup seçemiyoruz.
Bütün bunların nedeni basit bir matematik hatası mı?
Algoritmayı neden bir türlü öğrenemedik? (Günümüz insanının en büyük sorunu.)
Nerede o doğru tercih, nerede o mutlu son?
Sorular, sorular, sorular...

Eh insan 1 yaş daha yaşlanınca yepyeni bir dünyanın kapıları açılıyor, bir olgunluk geliyor ister istemez havası değişiyor:) Her şeyi sorgulama merakı derinlerden saklandığı yerden çıkıyor ve 'nerede kalmıştık?' diyerek daha çok düşünmeye, her şeye bir kılıf bulmaya, olur olmadık şeyleri bile anlamlandırmaya çalışıyor.

İnsanız nihayetinde. Oluyor öyle arada. Esiyor işte durduk yere.
Keşke her şeyin anlamlı olduğu bir dünyada yaşıyor olsaydık da, zihnimiz-ya da kalbimiz- her şeyi daha güzel yapmak için o kadar çok uğraşmasaydı.

Sevgiler, CB
Xx!

31 Ekim 2013 Perşembe

31 Ekim: Cadılar Bayramı & Doğum Günüm!

Tesadüf diye bir şey yoktur! (En azından ben inanmam)
Hani tesadüfün böylesi görülmemiş şey diye kurulan cümleler var ya pa-lav-ra palavvvra palavraaa!
Cadılar Bayramında doğmuş olmamın tesadüfle bir alakası yok, bence kader dedikleri şey bu:)

Evet, bugün benim doğum günüm!

Genetik bir durum bu sanırım. Ablam da evrensel bir gün kabul edilen 1 Nisan 'Şaka' gününde doğmuş.
Ben ise 31 Ekim, yani 'şaka mı şeker mi' gününde.
Bu durumu tam olarak...hımm nasıl derler -- legen...wat for it...daryyyy olarak adlandırabiliriz. (Barney de kimmiş, yo!)

Doğum günüm olması dolayısıyla da bugün dilediğimce keyif yapma günüm!
İşte keyif yapmaya mükemmel bir kahvaltıyla başladım. Kahvaltımda ise bana vazgeçilmez filmim The Holiday eşlik etti. Bu filmi çook seviyorum ve hiç bıkmadan izlerim defalarca. (Sanki defalarca hiç izlememişim gibi)
Ve haliyle bugün doyasıya pasta yeme günüm!
Veee bir sürü dilek hakkımın olduğu gün!




Yukarıdaki liste Iceberg'in görünen kısmı bile değil:)
Dileklerin, isteklerin sonu yok. 
Derkeeen.... Bir de ne göreyim! Oh my goodness!


Bugünün ikinci sürprizi Google'dan!
İlki ablamın bana yazmış olduğu post-it! Şimdi de google!
Ben de seni seviyorum google, benim için her zaman apayrı bir yerin olmuştur ama şimdi gönlüme taht kurdun, seni hınzır:))

Her günümüz doğduğumuz günki gibi güzel izler bıraksın hayatımızda
ve
her gün kalbimiz çılgıncasına güm güm atarken 
yeniden doğalım yepyeni mutluluklara,
yepyeni heyecanlarla!
Sonsuz sevgilerimle,
Cover Babe.
Xx!