Bu tel tokalar nereye kayboluyor, lütfen biri bize bu durumu açıklasın!
Şu güne kadar binlerce tel tokamız olmuştur; ama elde avuçta kalanların sayısı bir düzineden fazla değil.
Tel tokalar en lazım oldukları anda hayatımızı kolaylaştırırlar ve sonra da hayatımızdan çıkıp giderler.
Bir nevi süper kahramanlar gibiler! Bir daha görür müyüz belli değil.
Belki de çok ihtiyacımız olduğu bir anda ortaya çıkıverir.
Ama o gün gelene kadar tel tokalarımızı güvenli bir yerde ve elimizin altında bulundurmakta fayda var.
Şekil A:
Benim dahi ablacığım, tel tokalarımızı şu görmüş olduğunuz minik kavanozcuklara yerleştirmiş.
Pek hoşuma gitti, bravo dedim. Hatta bunun fotoğraflarını çeker, bloga yazı bile yazarım dedim.
Yazdım mı? - Yesss!
Bu kavanozcuklar aslında arkadaşımızın nikah şekeriydi. İçinde enfes bademli çikolatalar vardı.
Eh çikolatalar yendi bitti haliyle. Kapaklarının arkasına mıknatıs yapıştırdık ve nikah hatırası olarak panomuzdaki yerini aldı.
Sıra kapaksız kavanozlara gelince de işte böyle hayırlı bir olaya vesile oldular, artık tel tokalarımızın yeri yurdu belli.
Bana böyle nikah şekerleriyle gelin! Sadece buzdolabını süsleyen çirkin, her tarafından ayrı bir nesne fışkıran ve dahası içinde şeker de barındırmayan amaçsız nikah şekerleriniz çöpü boyluyor.
Başlığı değiştirip nikah şekeriyle ilgili bir şey mi yapsam diye düşünmedim değil şu an:)
Sevgilerle, CB
Xx!
10 Ekim 2013 Perşembe
please, enjoy.
Son zamanlarda enerji patlaması yaşıyorum.
Tek açıklaması bu yaptıklarımın.
Son olarak bir arkadaşıma sürpriz doğum günü partisi hazırladım.
Minik kanepelerden tutun da tasarım harikası pastaya kadar...
Ve her anından inanılmaz zevk aldım. Övgüler de cabası:))
Sanırım doğuştan gelen bir organizatör olma eğilimine sahibim.
Bunun bir diğer adı da her şeye tek başına yetişebilme...
Tabii bu yıllar yılı üniversite hayatımda grup ödevlerini tek başıma yapmış olmanın verdiği bir pratiklik de olabilir; ama ben doğuştan olduğuna inanmayı tercih ediyorum.
Neyse koşturmacaya ara verdiğime göre, şimdi biraz keyif zamanı!
Keyifli perşembeler!
Çok sevgiler,CB
Xx!
Tek açıklaması bu yaptıklarımın.
Son olarak bir arkadaşıma sürpriz doğum günü partisi hazırladım.
Minik kanepelerden tutun da tasarım harikası pastaya kadar...
Ve her anından inanılmaz zevk aldım. Övgüler de cabası:))
Sanırım doğuştan gelen bir organizatör olma eğilimine sahibim.
Bunun bir diğer adı da her şeye tek başına yetişebilme...
Tabii bu yıllar yılı üniversite hayatımda grup ödevlerini tek başıma yapmış olmanın verdiği bir pratiklik de olabilir; ama ben doğuştan olduğuna inanmayı tercih ediyorum.
Neyse koşturmacaya ara verdiğime göre, şimdi biraz keyif zamanı!
Keyifli perşembeler!
Çok sevgiler,CB
Xx!
My Home, English Home!
Hi!
Yazının başlığı nedeniyle yaygın bir İngiliz selamlama ifadesi kullandım yazının başında.
Yazının görselini görünce neden böyle bir başlık attığım anlaşılacak sanıyorum ki.
English Home'u çook seviyorum.
Nevresimleri, yastık kılıfları, yumuşacık havluları, masa örtüleri, çay setleri....
Ve tabii 'body lotion ve body mist'leri... Kelimenin tam anlamıyla büyüleyici!
Bir diğer deyişle fascinating :)
English Home kelimelerini her telaffuz edişimde aklıma Jude Law gelir.
Holiday filmindeki diyaloglarda sıkça değindiği gibi "hööööüm, my hööüm" :)
Bir diğer terim de "hood çokklıt" :)) bu bildiğimiz hot chocolate yani sıcak çikolata.
İngiliz aksanı zaman zaman güzel gelse de, bayıltıcı olduğu zamanlar da yok değil.
Bununla birlikte İngiliz kırsalındaki çiçeklerle dolu, beyaz kır evlerinin huzur dolu yaşantısına sonsuza kadar gıpta edeceğimiz de bir gerçek. İşte İngiliz kara mizahı dedikleri şey tam olarak bu!
English Home, yalnızca evlerde değil, her zaman yanımızda.
Küçük dokunuşlar, büyük değişiklikler = English Home
Neyse, fotoğraflarda da görmüş olduğunuz üzere harika ürünler var English Home'da.
Soft body lotion'ın kokusu müthiş ve de çok kalıcı. Tam bir bahar esintisi denilen türden. Daha da kalıcı olmasını isterseniz Soft body mist'ten de alıp keyfini uzunca bir süre çıkarabilirsiniz.
Bu arada yazıyı yazarken Karla Bonoff'tan All my life parçasını dinledim.
Belki siz de okurken dinlemek istersiniz.
Yazının başlığı nedeniyle yaygın bir İngiliz selamlama ifadesi kullandım yazının başında.
Yazının görselini görünce neden böyle bir başlık attığım anlaşılacak sanıyorum ki.
English Home'u çook seviyorum.
Nevresimleri, yastık kılıfları, yumuşacık havluları, masa örtüleri, çay setleri....
Ve tabii 'body lotion ve body mist'leri... Kelimenin tam anlamıyla büyüleyici!
Bir diğer deyişle fascinating :)
English Home kelimelerini her telaffuz edişimde aklıma Jude Law gelir.
Holiday filmindeki diyaloglarda sıkça değindiği gibi "hööööüm, my hööüm" :)
Bir diğer terim de "hood çokklıt" :)) bu bildiğimiz hot chocolate yani sıcak çikolata.
İngiliz aksanı zaman zaman güzel gelse de, bayıltıcı olduğu zamanlar da yok değil.
Bununla birlikte İngiliz kırsalındaki çiçeklerle dolu, beyaz kır evlerinin huzur dolu yaşantısına sonsuza kadar gıpta edeceğimiz de bir gerçek. İşte İngiliz kara mizahı dedikleri şey tam olarak bu!
English Home, yalnızca evlerde değil, her zaman yanımızda.
Küçük dokunuşlar, büyük değişiklikler = English Home
Neyse, fotoğraflarda da görmüş olduğunuz üzere harika ürünler var English Home'da.
Soft body lotion'ın kokusu müthiş ve de çok kalıcı. Tam bir bahar esintisi denilen türden. Daha da kalıcı olmasını isterseniz Soft body mist'ten de alıp keyfini uzunca bir süre çıkarabilirsiniz.
Bu arada yazıyı yazarken Karla Bonoff'tan All my life parçasını dinledim.
Belki siz de okurken dinlemek istersiniz.
Stay in love and good bye, CB
Xx!
Xx!
4 Ekim 2013 Cuma
Sandviç ustasıyım!
Neden mi "sandviç ustasıyım" başlıklı bir yazı yazıyorum?
İşte cevabı:
İşte cevabı:
Ne diyebilirim ki keyfine düşkün biriyim ve söz konusu yemekse, işi çok ciddiye alırım. Kolları sıvarım ve kendim hazırlarım.
Sonra da bir güzel mideye indiririm.
Nasıldı o tekerleme?
Biri almış, biri pişirmiş, biri yemiş... İşte tekerleme bütünüyle beni anlatıyor:)
Sıcak sandviçin yanına buz gibi CC gider tabii; ama cola'yı bıraktım bırakalım tam bir ice tea canavarı oldum.
Biri almış, biri pişirmiş, biri yemiş... İşte tekerleme bütünüyle beni anlatıyor:)
Sıcak sandviçin yanına buz gibi CC gider tabii; ama cola'yı bıraktım bırakalım tam bir ice tea canavarı oldum.
(Evet mart ayıdan beri cola içmedim. 7 months free!) Neyse sandviçlerin yanında da bir bardak buzz gibi şeftalili ice tea içtim. Pc'de de Breaking Bad. Değmeyin keyfime:))
O zaman herkese Bon Appétit!
Sevgilerle, CB
Xx!
Sevgilerle, CB
Xx!
2 Ekim 2013 Çarşamba
The pink autumn...
Tık tık tıkkk!
Sonbahar kapıda!
Sabah uyandığımdan beri pencereden yazın bittiğini belli eden gri bulutlara
bakıp bakıp bir grimserliğe kapıldım ki sormayın!
Evet grimserlik... Hani karamsarlığa düşmeden önceki son evre.
Dedim ki bu ruh halinden çıkman lazım... Peki ama ne yapmak lazım?
Gri bulutlara inat havayı biraz renklendirmek gerek diye düşündüm ve birden rengarenk bir sonbahar geliverdi. Hava soğudu diye tüm yakınmalarıma inat pek özlemişim meğerse trençkotları giyip ortalıkta dolaşmayı:))
İşte sonbaharın ilk 'ne giydim'i karşınızda:
Fuşya trençkotumu çok seviyorum! Kalpli çantama ise bayılıyorum! Şemsiyem bir önceki "Şemsiye Yağmuru" postunda da yer alan Accessorize'dan tatlı mı tatlı bir şemsiye. Atkım Mavi'den. Biraz uzun olmasının yanında çook sıcak tutuyor, tavsiye ederim. Trençkotum ise Koton.
Hepiniz sonbahara hoş geldiniz! Benim için sonbahar fuşya ve bej tonlarında başladı.
Siz de rengarenk sonbahar kıyafetlerinizi çıkarın ve gri bulutlara meydan okuyun!
Sevgilerle, CB.
Xx!
Şemsiye Yağmuru!
Ladies and Gentlemen!
Önümüzdeki 6 ay boyunca sağanak şemsiye yağmuru bekleniyor!
Lütfen şimdiden önleminizi alınız.
Dün itibariyle sonbaharın geldiği kesinleşmiş oldu.
Sabah uyandığımda güneş ışınlarının o sıcak sarı rengi yoktu, havada gri bir bulut kümesi,
ağaçların yapraklarının rüzgarda savrulması ve daha birçok belirti....
Evet, resmi olarak sonbahar geldi!
Sıcaktan bunaldık, havalar biraz soğusun artık diye ne dualar ettik; ama gelin görün ki her çıkışın bir inişi vardır. Bu ay itibariyle trençkotlar, şemsiyeler parıl parıl bir şekilde alıcılarını beklemekte.
Hele o şemsiyelerin yüzlerindeki sinsi sırıtışı şimdiden görebiliyorum.
O çok bilmiş "bana mecbursun ho-neyy" bakışlarıyla bize bakmaları yok mu! Ov cizıısss!
Açık konuşmak gerekirse şemsiye sevmem! Uzuun yıllar boyunca varlığını inkar etmeye çalışsam da, her insanın bir dayanma sınırı vardır. İşte benim için o sınır, saçlarımın ıslanarak düzleştiricinin etkisinin yitirdiği ve cadı gibi göründüğüm andı!
İşte, sağanak yağmurlu bir günde canıma tak etti, savaş baltalarını gömdüm ve bir şemsiye aldım.
Ve o gün bugündür lanetliyim! Ne zaman şemsiyemi almasam ortalığı sel götürür; amaa ne zaman şemsiyemi alsam yanımdan ayırmasam bir damlacık yağmur bile yağmaz. İçimden "why mee, why me" diye çok sorular sordum.
Yanıt hep aynıydı: "YOU KNOW WHYY!"
"Şemsiye ve Ben" adlı hikayeme daha sonra devam etmeyi düşünüyorum(!); ama şimdi birkaç iyi laf edelim şemsiyeler hakkında! Eee hayat felsefem yiğidi öldür, hakkını ver oluncaa, sıra geldi hakkını vermeye.
Evet şemsiyeler işlevsel olarak harika ama peki ya elde taşıma olayı? Peki ya kapattığımızda ıslak halde nerede bekleteceğiz? Dahası küçülen, minilen şemsiyeler neden rüzgarda ters dönüp uçuyor, kırılıyor ve gerisi zaten rezillik... Nedeeen? Sırf uçmasın, eğrilmesin bükülmesin diye yanımızda aile boyu şemsiyeler mi taşımak zorundayız? Yoo dostum yoo, yıl olmuş 2013, halen daha nelerle uğraşıyoruz!
Neyse... Tabii sadece ben değilim şemsiye sevmeyen. Sanırım birçok kişide bu antipati olayı var. O yüzden de ünlü firmalar ve başarılı tasarımcıları devreye girdi. Süslediler püslediler, winter fashion'ın vazgeçilmezi dediler, herkese uygun bir model yaptılar ve şemsiye de level atlayarak bir aksesuar olarak hayatımızdaki yerini aldı.
İşte bu farklı, değişik tasarım şemsiyeleri aradım taradım buldum ve yan yana dizince ortaya gerçekten de sevimli bir görüntü çıktı.
Buyurunuz:
İşte benim gibi şemsiye sevmeyenler için hayatı bir parça daha sevimli kılan şirin ve de gösterişli şemsiyeler burada. Benim favorim kalp şemsiyeler. Ne kadar işlevsel olur bilmiyorum ama pek sempatikler doğrusu. Kalp şemsiyelerin fiyatları 80 - 120TL arasında değişiyor. Peki sizin favoriniz hangisi?
Çok sevgiler, CB
Xx!
Önümüzdeki 6 ay boyunca sağanak şemsiye yağmuru bekleniyor!
Lütfen şimdiden önleminizi alınız.
Dün itibariyle sonbaharın geldiği kesinleşmiş oldu.
Sabah uyandığımda güneş ışınlarının o sıcak sarı rengi yoktu, havada gri bir bulut kümesi,
ağaçların yapraklarının rüzgarda savrulması ve daha birçok belirti....
Evet, resmi olarak sonbahar geldi!
Sıcaktan bunaldık, havalar biraz soğusun artık diye ne dualar ettik; ama gelin görün ki her çıkışın bir inişi vardır. Bu ay itibariyle trençkotlar, şemsiyeler parıl parıl bir şekilde alıcılarını beklemekte.
Hele o şemsiyelerin yüzlerindeki sinsi sırıtışı şimdiden görebiliyorum.
O çok bilmiş "bana mecbursun ho-neyy" bakışlarıyla bize bakmaları yok mu! Ov cizıısss!
Açık konuşmak gerekirse şemsiye sevmem! Uzuun yıllar boyunca varlığını inkar etmeye çalışsam da, her insanın bir dayanma sınırı vardır. İşte benim için o sınır, saçlarımın ıslanarak düzleştiricinin etkisinin yitirdiği ve cadı gibi göründüğüm andı!
İşte, sağanak yağmurlu bir günde canıma tak etti, savaş baltalarını gömdüm ve bir şemsiye aldım.
Ve o gün bugündür lanetliyim! Ne zaman şemsiyemi almasam ortalığı sel götürür; amaa ne zaman şemsiyemi alsam yanımdan ayırmasam bir damlacık yağmur bile yağmaz. İçimden "why mee, why me" diye çok sorular sordum.
Yanıt hep aynıydı: "YOU KNOW WHYY!"
"Şemsiye ve Ben" adlı hikayeme daha sonra devam etmeyi düşünüyorum(!); ama şimdi birkaç iyi laf edelim şemsiyeler hakkında! Eee hayat felsefem yiğidi öldür, hakkını ver oluncaa, sıra geldi hakkını vermeye.
Evet şemsiyeler işlevsel olarak harika ama peki ya elde taşıma olayı? Peki ya kapattığımızda ıslak halde nerede bekleteceğiz? Dahası küçülen, minilen şemsiyeler neden rüzgarda ters dönüp uçuyor, kırılıyor ve gerisi zaten rezillik... Nedeeen? Sırf uçmasın, eğrilmesin bükülmesin diye yanımızda aile boyu şemsiyeler mi taşımak zorundayız? Yoo dostum yoo, yıl olmuş 2013, halen daha nelerle uğraşıyoruz!
Neyse... Tabii sadece ben değilim şemsiye sevmeyen. Sanırım birçok kişide bu antipati olayı var. O yüzden de ünlü firmalar ve başarılı tasarımcıları devreye girdi. Süslediler püslediler, winter fashion'ın vazgeçilmezi dediler, herkese uygun bir model yaptılar ve şemsiye de level atlayarak bir aksesuar olarak hayatımızdaki yerini aldı.
İşte bu farklı, değişik tasarım şemsiyeleri aradım taradım buldum ve yan yana dizince ortaya gerçekten de sevimli bir görüntü çıktı.
Buyurunuz:
İşte benim gibi şemsiye sevmeyenler için hayatı bir parça daha sevimli kılan şirin ve de gösterişli şemsiyeler burada. Benim favorim kalp şemsiyeler. Ne kadar işlevsel olur bilmiyorum ama pek sempatikler doğrusu. Kalp şemsiyelerin fiyatları 80 - 120TL arasında değişiyor. Peki sizin favoriniz hangisi?
Çok sevgiler, CB
Xx!
1 Ekim 2013 Salı
Sevin Okyay ile Köşe Bucak!
Ben derim ki bu program kaçmaz!
Sevin Okyay'ı tanımayan yoktur herhalde diye düşünüyorum.
Kendisi, on parmağında on marifet diye tabir edilen, edebiyat dünyamızın olmazsa olmaz isimlerinden bir tanesidir. Yazar, çevirmen, sinema eleştirmeni, radyo programcısı ve daha niceleri...
Harry Potter serisini bizlere sevdiren, o büyülü dünyanın kapılarının anahtarını elimize veren Sevin Okyay, yediden yetmişe gönüllerimize taht kurmuştur (Sevin Okyay, Harry Potter serisi çevirilerine 2.kitap olan Sırlar Odası ile, oğlu Kutlukhan Kutlu ise 3.kitap-yani Azkaban Tutsağı-ile dahil olmuştur).
Bundan böyle her cuma Sevin Okyay'ı dinleme şansına sahibiz.
Evet, doğru duydunuz.
Sevin Okyay ile Köşe Bucak, bundan böyle her Cuma 12.10'da NTV Radyo'da
Okuldan beri radyoyu çok seven(hatta bayılan) bir radyo programcısı olan benim için bulunmaz bir nimet bu!
Sevin Okyay'ı tanımayan yoktur herhalde diye düşünüyorum.
Kendisi, on parmağında on marifet diye tabir edilen, edebiyat dünyamızın olmazsa olmaz isimlerinden bir tanesidir. Yazar, çevirmen, sinema eleştirmeni, radyo programcısı ve daha niceleri...
Harry Potter serisini bizlere sevdiren, o büyülü dünyanın kapılarının anahtarını elimize veren Sevin Okyay, yediden yetmişe gönüllerimize taht kurmuştur (Sevin Okyay, Harry Potter serisi çevirilerine 2.kitap olan Sırlar Odası ile, oğlu Kutlukhan Kutlu ise 3.kitap-yani Azkaban Tutsağı-ile dahil olmuştur).
Bundan böyle her cuma Sevin Okyay'ı dinleme şansına sahibiz.
Evet, doğru duydunuz.
Sevin Okyay ile Köşe Bucak, bundan böyle her Cuma 12.10'da NTV Radyo'da
Okuldan beri radyoyu çok seven(hatta bayılan) bir radyo programcısı olan benim için bulunmaz bir nimet bu!
Kültür sanat gündeminde neler olduğunu Sevin Okyay'dan dinlemek isteyenler...
Hangi filme gitsem diyenler... Acaba güzel bir konser var mı diye merak edenler...
Hangi filme gitsem diyenler... Acaba güzel bir konser var mı diye merak edenler...
Saat 12.10'da radyonuzun sesini açın ve Sevin Okyay'a kulak verin.
Tanrım! Cuma günlerini bana daha ne kadar sevdirebilirsin merak ediyorum...
Dinleyin ve çok sevin!
Sevgiler, CB
Xx!
Sevgiler, CB
Xx!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






